Bugün gençlerin kitaba olan ilgisinin azalması toplumda tartışılan konulardan biridir. Sorunun nedenleri ise çoğu zaman okullarda aranır.
Şöyle ki, öğrencilere okuma alışkanlıkları kazandırmak için okul kütüphanelerinde çeşitli oyunlar ve ödüllü yarışmalar düzenlenmesi öneriliyor. Bazı okullarda ay veya yıl içinde en çok kitap okuyan öğrencilere çeşitli hediyeler ve sertifikalar takdim ediliyor. Ancak bu tür girişimler tüm okullarda uygulanmıyor.
Sizce, gençlerin kitaba olan ilgisini artırmak ve okuma alışkanlıklarını kazandırmak için hangi adımlar atılmalıdır?
AzEdu.az'a konuyla ilgili Azerbaycan Genç Bilim İnsanı, Doktora Öğrencisi ve Yüksek Lisans Öğrencileri Derneği Başkanı, felsefe doktoru İlgar Orucov konuştu.
Mülakatçımız, bu süreçte aile ortamının temel rol oynaması gerektiğini belirtti:
“Gençlerin, özellikle de okul çağındaki öğrencilerin okumaya olan ilgisinin azalması, modern bilgi toplumunun ve dijital geçiş döneminin en önemli sosyo-kültürel sorunlarından biridir. Pedagojik psikoloji, kitap okumanın sadece hazır bilgilerin edinilmesi süreci olmadığını, aynı zamanda kişiliğin oluşmasında, duygusal zekanın gelişiminde ve bireyin iç dünyasının zenginleşmesinde önemli rol oynadığını göstermektedir. Okuma, insanda eleştirel düşünme, olayları farklı bir prizmadan değerlendirme, empati kurma ve kendini anlama becerilerini geliştirir.
Kitap okuma sonucunda oluşan entelektüel temel, kişiliğin sosyal çevreye uyum sağlamasında önemli rol oynar. Uluslararası deneyimde bu sorunun çözümü yönünde çeşitli yenilikçi yaklaşımlar ve yönetim modelleri uygulanmaktadır. Avrupa ülkelerinin eğitim deneyiminde, özellikle Fransa ve Almanya'da okul ve halk kütüphaneleri sadece kitapların saklandığı mekanlardan modern interaktif merkezlere dönüşmektedir. Bu ülkelerde kitap terapisi ve dijital okuma platformları aracılığıyla gençlerin dijital cihazları kullanmasının faydalı eğitim araçlarına yönlendirilmesine çalışılmaktadır. Büyük Britanya'da “Ulusal Okuma Girişimi” çerçevesinde sokaklarda, parklarda ve toplu taşıma araçlarında ücretsiz mobil kütüphaneler oluşturulmaktadır. Singapur ve Güney Kore'de ise okuma alışkanlıklarının gelişimi, ulusal eğitim programlarında mantıksal ve eleştirel düşünmenin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir.
Bu süreçte aile ortamı temel rol oynamalıdır. Öğrencilerde okuma alışkanlıklarının oluşması sadece okul ortamıyla sınırlı değildir. Ailede okuma kültürüyle karşılaşmayan bir çocuğun sadece okul içi yarışmalar aracılığıyla sürekli okuma alışkanlığı kazanması zor olur ve bu alışkanlık uzun vadeli olmayabilir. Ebeveynler çocuklarının entelektüel gelişimine destek vermeli, okulla sağlıklı iletişim kurmalı, evde özel okuma saatleri düzenlemeli ve kişisel örnek göstermelidirler.”
Ülkemizde genel okuma kültürü son yıllarda oldukça zayıfladı:
“Okullarda uygulanan “en çok kitap okuyan öğrenciye hediye verilmesi” mekanizması ilk aşamada olumlu dış motivasyon yaratsa da, çocuk okumaya sadece maddi ödül uğruna çekildiğinde, ödül ortadan kalktıktan sonra onun okumaya ilgisi yeniden zayıflayabilir. Bu nedenle asıl amaç öğrencide içsel ilgiyi artırmak, bilişsel etkinliği teşvik etmek ve okumayı bireysel gelişim aracı olarak kabul etmesini sağlamaktır.
Modern Azerbaycan toplumunu genel olarak kitap okuyan bir toplum olarak nitelendirmek, maalesef gerçek tabloyu tam olarak yansıtmamaktadır. Ülkemizde genel okuma kültürünün zayıflaması endişe verici konulardandır. Bu gerilemenin nedenlerinden biri de bazı okullarda kütüphanelerin faaliyetlerinde gözlemlenen formal yaklaşımdır. Okul kütüphaneleri canlı, çekici ve entelektüel tartışma merkezleri olmak yerine, bazen formal faaliyet gösteren mekanlara dönüşmektedir. Kitaptan uzaklaşmanın ve okuma alışkanlıklarının zayıflamasının devlet, halk ve toplum için doğurabileceği sonuçlar ise ciddi ve stratejik niteliktedir.”
Kitap okumanın zayıflaması eleştirel düşünmenin gelişimine ve toplumun bilgi okuryazarlığına olumsuz etki edebilir:
“Uluslararası araştırmalar, okuma seviyesi düşük olan toplumların küresel bilgi savaşları, sahte haberler ve yabancı ideolojilerin etkisi karşısında daha hassas olabileceğini göstermektedir. Devlet düzeyinde bu durum, bilimsel-teknolojik ilerlemenin yavaşlamasına, dijital ve entelektüel işgücü piyasasında rekabetçi insan kaynakları potansiyelinin zayıflamasına neden olabilir.
Toplumda okuma alışkanlıklarının zayıflaması, insani değerlerin benimsenmesine, iç disiplinin ve hukukun üstünlüğüne saygı kültürünün oluşmasına da olumsuz etki edebilir. Bu, aynı zamanda bireyler arasında hoşgörü ve bir arada yaşama ilkelerinin zayıflamasına yol açabilir.
Sorunun bilimsel-pedagojik esaslara dayanan temel çözümünün, devlet eğitim politikası ile ailenin bu alandaki amaçlarını tek bir stratejide birleştirmekten ve okul kütüphanelerini formal faaliyetten uzaklaştırarak okulun temel entelektüel mekanlarından birine dönüştürmekten geçtiğini düşünüyorum. Okullarda edebi metinlerin analizi sadece hafızanın kontrol edilmesiyle sınırlı kalmamalı, bilimsel yaklaşımlara dayanan araştırmalar, tartışmalar ve tartışma kulüpleri aracılığıyla gerçekleştirilmelidir.
Devletin belirlediği modern, kaliteli ve laik eğitim standartları, öğrencilerin sadece resmi ders kitaplarındaki bilgileri edinmesini değil, aynı zamanda özgür ve eleştirel düşünceye sahip, kişiliği çok yönlü gelişmiş, kitaba ilgi gösteren vatandaşlar olarak yetişmesini sağlamalıdır. Okullarda altyapı yenilendiğinde, yönetimde formal yaklaşımlar ortadan kaldırıldığında ve aile-okul ortaklığı güçlendirildiğinde genç neslin entelektüel gelişimi desteklenecek ve toplumun entelektüel ilerlemesi sürekli bir nitelik kazanacaktır.”