19 Ağustos'ta uzmanlık seçimi sona erdi. Yakın günlerde kabul sonuçlarının açıklanması bekleniyor. Bundan sonra, öğrenci adını yeni kazanan gençler yükseköğretim kurumlarına yönelecekler. Aralarında bölgelerden büyük şehirlere gelen ve daha kapalı karakterli gençler de olacak. Bu değişiklik, onlar için yeni ortama, üniversite hayatına ve sosyal ilişkilere uyum sağlama açısından belirli zorluklar yaratabilir.
Merak ediliyor, gençler üniversiteye, derslere ve yeni ortama daha kolay uyum sağlamak için neler yapmalılar? Ebeveynler bu süreçte çocuklarına nasıl destek olmalılar?
AzEdu.az'a konuyla ilgili tanınmış psikolog Nizami Orucov konuştu.
Üniversitenin ilk günlerinde kendini yabancı hissetmek normaldir, önemli olan zamanla bu ortamın ve üniversite hayatının bir parçası olmaktır:

“Üniversiteye kabul olmak gençlerin hayatında önemli bir geçiş aşamasıdır. Özellikle kırsaldan büyük şehre gelen veya daha kapalı karakterli gençler için bu değişiklik ilk zamanlarda belirli bir rahatsızlık yaratabilir. Çünkü burada sadece yeni üniversite ve ders ortamı değil, aynı zamanda yeni insanlar, yeni sosyal ilişkiler ve daha fazla bağımsızlıkla karşılaşırlar.
İlk olarak gençler kendilerinden hemen uyum sağlamayı beklememelidirler. İlk günlerde ve hatta ilk haftalarda kendini yabancı hissetmek, heyecanlanmak, insanlarla iletişim kurmakta zorluk çekmek normaldir. Adaptasyon bir süreçtir ve herkeste aynı hızda gerçekleşmez.
Özellikle daha kapalı karakterli gençler için “mutlaka çok arkadaş bulmalıyım” gibi bir beklenti ek baskı yaratabilir. Onlardan bir anda çok sosyal olmalarını beklemek gerekmez. İlk aşamada grup arkadaşlarından biriyle tanışmak, derste soru sormak, üniversite içinde herhangi bir etkinliğe katılmak gibi küçük adımlar yeterli olabilir. Sosyal beceriler de diğer beceriler gibi deneyimle gelişir”.
Özellikle ailesinden ilk defa uzakta yaşayan genç için özlemek ve yalnızlığa alışmak zor olabilir:
“Kırsaldan gelen gençler için ise şehir ve üniversite hayatının pratik yönleri de belirli zorluklar yaratabilir. Ulaşım, barınma, günlük giderler, ders programı ve yeni sorumluluklar önceden planlanırsa, bu değişiklik daha rahat geçer. Gencin günlük bir rutin oluşturması, uyku ve beslenmesine dikkat etmesi de adaptasyonda önemlidir.
Ebeveynlerin de bu aşamada tutumu çok önemlidir. Onlar çocuklarının her adımını kontrol altında tutmak yerine, ihtiyaç duyulduğunda destek göstermelidirler. Sürekli “Arkadaşların var mı?”, “Neden kimseyle konuşmuyorsun?”, “Derslerin nasıl?” gibi sorular gencin üzerinde ek baskı yaratabilir. Daha faydalı yaklaşım onun nasıl hissettiğini sormak ve konuşmak istediğinde onu dinlemektir.
Aynı zamanda ebeveyn çocuğun önceki ortamdan ayrılmasını da göz önünde bulundurmalıdır. Özellikle ailesinden ilk defa uzakta yaşayan genç için özlemek ve yalnızlığa alışmak zor olabilir. Düzenli, ama aşırı kontrol etmeyen iletişim bu açıdan faydalıdır. “Ne zaman geliyorsun?” gibi kontrol odaklı sorulardansa, “Kendini nasıl hissediyorsun, sana nasıl destek olabiliriz?” yaklaşımı daha sağlıklıdır”.
Adaptasyon zorluğu uzun süre devam ediyorsa, bunu sadece “karakteri böyledir” diye değerlendirmek doğru değildir:
“En önemlisi ise üniversiteye başlayan genç kendini diğer öğrencilerle karşılaştırmamalıdır. Kimisi ilk günden büyük bir arkadaş çevresi yaratabilir, diğeri ise buna aylarca ihtiyaç duyabilir. Kimisi şehir hayatına çabuk uyum sağlar, diğeri için bu süreç daha uzun sürer. Bu farklılıklar normaldir.
Eğer adaptasyon zorluğu uzun süre devam ediyor, genç sürekli olarak kendini yalnız ve çaresiz hissediyor, üniversiteye gitmekten ciddi şekilde kaçınıyor veya güçlü bir kaygı yaşıyorsa, bunu sadece “karakteri böyledir” diye değerlendirmek doğru değildir. Böyle durumlarda psikolog desteği faydalı olabilir.
Üniversiteye başlamanın amacı ilk günden her şeyi mükemmel yapmak değildir. Genç kendine zaman vermeli, küçük adımlarla yeni ortamını tanımalı ve tedricen kendi sosyal ve akademik ritmini oluşturmalıdır. Ebeveynin temel rolü ise onun yerine bu süreci yönetmek değil, bu süreçte yanında olduğunu hissettirmektir”.