Tüm uzmanlık grupları için kabul sınavları tamamlandı ve adaylar sonuçlarını öğrendi. Son günlerde ilginç bir eğilim dikkat çekiyor. Bazı adaylar, yapay zeka veya çeşitli montaj programları kullanarak sınav sonuçlarını sahtekarlıkla değiştiriyor, topladıkları puanı olduğundan daha yüksek göstererek bunu özellikle ebeveynlerinden gizlemeye çalışıyorlar. Ancak uzmanlık seçimi aşamasında gerçek sonuçları ortaya çıkıyor.
Merak ediliyor, gençleri bu tür sahtekarlığa iten temel sebep nedir? Ebeveyn baskısı, başarısızlık korkusu, yoksa toplumun yüksek beklentileri mi?
AzEdu.az'a konuyla ilgili açıklama yapan "Emektar Öğretmen" Sona Aliyeva belirtti ki, bazen gençler üniversiteye kabul olmak için değil, ailesini ve çevresini hayal kırıklığına uğratmamak için sınava giriyorlar:

“Bu meseleyi ilk bakışta sadece yalan söylemek veya sorumluluktan kaçınma girişimi olarak değerlendirmek mümkündür. Ancak, meselenin görünmeyen tarafı daha önemlidir. Gerçekten de düşündürücü bir mesele, bir genç neden gerçeğin birkaç gün sonra ortaya çıkacağını bile bile bu adımı atmak zorunda kalır? Çünkü o aday çok iyi biliyor ki, uzmanlık seçimi aşamasında gerçek sonuç gizli kalmayacak. Sadece, birkaç saatlik veya birkaç günlük psikolojik rahatlık kazanmaya çalışıyorlar. Bu ise artık bizi başka bir problem hakkında düşünmeye sevk ediyor.
Son yıllarda kabul sınavları maalesef sadece bilginin kontrol edilmesi süreci olmaktan çıkarak belirli bir anlamda sosyal statü göstergesine dönüşmüştür. Gençlerimiz bazen üniversiteye kabul olmak için değil, ailesini, akrabalarını ve sosyal çevresini hayal kırıklığına uğratmamak için sınava giriyorlar. Sınav salonundan çıkan adayın ilk duyduğu soru "Kaç puan topladın?" olur. Çok az durumda ise ona "Kendini nasıl hissediyorsun?" sorusu sorulur.
Biz toplum olarak başarıyı çok severiz. Yüksek puan toplayan gençleri kahramanlaştırır, onların başarılarını günlerce paylaşırız. Ama düşük puan toplayan binlerce gencin psikolojik durumuyla ilgilenmeyiz. Halbuki kabul sınavı insanın hayat yolunda verdiği yüzlerce karardan sadece biridir. Onu insanın değerinin ve geleceğinin tek göstergesine çevirmek büyük bir yanlışlıktır”.
Bazı ailelerde kabul sınavı artık sadece adayın değil, tüm ailenin sınavına dönüşmüştür:
"Meselenin diğer tarafı aile ilişkileriyle ilgilidir. Eğer bir genç kendi sonucunu ebeveynine olduğu gibi söylemekten çekiniyorsa, burada sadece çocuğun davranışını tartışmak yeterli değildir. Biz aynı zamanda kendimize de soru sormalıyız ki, neden çocuklarımız başarısızlıklarını bizimle rahat paylaşamıyor? Ebeveynlerin çocukları için yüksek hedefler belirlemesi tamamen normaldir.
Problem beklentilerin olması değil, o beklentilerin çocuğun psikolojik yüküne dönüşmesidir. Maalesef ki, bazı ailelerde kabul sınavı sadece adayın değil, tüm ailenin sınavına dönüşür. Çocuk ise kendi sonucunu açıklamadan önce ebeveyninin tepkisini, akrabaların tutumunu ve kendi çevresinin olası yargısını hesaplar.
Diğer bir nokta ise sosyal ağların yarattığı görünmez baskıdır. Bugün sınav sonuçları bazen bireysel başarıdan daha çok kamusal gösteri aracına dönüşmüştür. Herkes yüksek puanı paylaşır, ama hiç kimse kendi başarısızlığından bahsetmek istemez. Sonuç olarak gençlerde "ya galip olmalıyım, ya da görünmemeliyim" düşüncesi oluşur. Yapay zeka teknolojilerinin gelişimi ise bu davranışı daha da kolaylaştırmıştır. Eskiden photoshop gerektiren bir işi bugün birkaç saniye içinde gerçekleştirmek mümkündür. Bu yüzden de inanıyorum ki, problem teknolojide değil. Yapay zeka sadece mevcut sosyal problemin yeni aracıdır".
Çocuğunun topladığı puanı değil, gerçeği söyleyebilmesi daha büyük bir başarıdır:
"Ben bu olayı gençlerin sorumsuzluğu olarak değerlendirmiyorum. Elbette, sonucu sahtekarlıkla değiştirmek doğru bir davranış değildir ve bunu normalleştirmek olmaz. Ancak genci sadece kınamakla da problemi çözemeyiz. Çünkü her davranışın arkasında belirli sebepler yatar. Eğer bir aday düşük puan topladığını söylemektense, sahte sonuç hazırlamayı daha güvenli buluyorsa, bu, bizim eğitim ve aile ortamımız hakkında düşünmemiz için yeterince ciddi bir sinyaldir. Ebeveynler bir gerçeği unutmamalıdırlar ki, çocuğunun topladığı puanı değil, gerçeği söyleyebilmesi daha büyük bir başarıdır. Çünkü puanı yeniden toplamak mümkündür, uzmanlığı değiştirmek mümkündür, hatta hayat yolunu yeniden kurmak da mümkündür. Ama ebeveynle çocuk arasında kaybedilmiş güveni restore etmek hiç de her zaman kolay olmaz.
Bugün bizim en çok ihtiyaç duyduğumuz şey yüksek puan toplayan çocuklar yetiştirmek değildir. Bize başarısızlığını da ailesiyle paylaşmaktan korkmayan, psikolojik açıdan sağlıklı ve kendi değerini sadece sınav sonuçlarıyla ölçmeyen gençler yetiştirmek lazımdır. Çünkü kabul sınavı insanın hayatını belirleyebilir, ama onun kim olduğunu belirleyemez".