Yükseköğretim kurumlarında yabancı dil programlarının genişletilmesi sadece öğrencilerin dil tabanını artırmak için değil, üniversitelerin ve devletin stratejik hedeflerine hizmet etmelidir.
Bu görüşleri AzEdu.az'a açıklamasında Emekli öğretmen, eski milletvekili Sona Aliyeva dile getirdi.

Onun sözlerine göre, bugün güçlü dil hazırlığı artık ek bir avantaj değil, uluslararası rekabete çıkışın temel şartıdır:
“Üniversitede öğrenci ve öğretim kadrosunun yabancı dil becerileri yeterince güçlü değilse, “Erasmus+” ve diğer küresel değişim programlarına aktif katılım da sınırlanır. Bu ise üniversitelerin uluslararası ortaklık imkanlarına ve sıralamalardaki konumuna doğrudan etki eder. Aynı zamanda, genç araştırmacıların “Scopus”, “Web of Science” gibi prestijli bilimsel veri tabanlarında makalelerinin yayımlanması, uluslararası konferanslara katılması ve küresel akademik ortama entegrasyonu da yabancı dil bilgilerine bağlıdır.
Modern dünyada İngilizce bilmemek sadece konuşma problemi değildir. Bu, eğitimde, bilimde ve işgücü piyasasında ciddi entelektüel kısıtlama yaratır. Küresel bilimsel ve teknolojik bilgilerin, inovasyonların, programlama dillerinin ve yönetim modellerinin büyük kısmı ilk olarak İngilizce olarak oluşur. Bu dili bilmeyen öğrenci ise çoğu zaman yerel dile gecikmiş, güncelliğini yitirmiş ve sınırlı literatürle yetinmek zorunda kalır.
Bugün Azerbaycan'da da büyük holdingler, uluslararası kuruluşlar, yabancı şirketler ve devlet kurumlarının stratejik departmanları İngilizceyi temel kriterlerden biri olarak talep etmektedir. Dili bilmeyen mezun işgücü piyasasında rekabete dayanamaz, kariyer yükselişinde geride kalır ve çoğu zaman daha düşük maaşlı, teknik icracı görevlerle yetinir. Bu bakımdan, bazı uzmanlık derslerinin, özellikle BİT, veri analizi, yapay zeka, finans, hukuk, tıp ve mühendislik gibi alanların İngilizce olarak öğretilmesi zorunludur. Ama burada asıl mesele biçim değil, kalitedir.
Derslerin yabancı dilde öğretilmesi sadece belge üzerinde “uluslararası program” görüntüsü yaratma amacı taşımamalıdır.
Özellikle teknoloji ve yapay zeka alanında terimleri yapay olarak yerel dile çevirmek bazen öğretimin mahiyetini zayıflatır. Öğrenci bu alanları uluslararası terminoloji ile öğrenmelidir ki, yarın küresel işgücü piyasasında çalışabilsin, yabancı kaynakları okuyabilsin, uluslararası projelere katılabilsin ve profesyonel ortamda kendini rahat ifade edebilsin. Uzmanlık dersini İngilizce olarak öğrenen öğrenci sadece dili öğrenmez, aynı zamanda o dilde düşünmeyi, analiz etmeyi, problem çözmeyi ve projeleri yönetmeyi öğrenir.
Ancak bu süreç metodolojik açıdan doğru kurulmazsa, ters sonuç verebilir. Eğer profesör-öğretim kadrosu yabancı dilde serbestçe ders vermek, tartışmalar yapmak ve öğrencilerin sorularını cevaplandırmak gücünde değilse, ya da öğrencilerin dil seviyesi o dersleri anlamaya imkan vermiyorsa, bu artık gelişme değil, eğitimin kalitesinin düşmesi demektir.
Bu nedenle üniversitelerde yabancı dilde öğretime geçiş aceleci ve görüntü uğruna yapılmamalıdır. Öncelikle güçlü “Foundation” (hazırlık yılı) programları oluşturulmalı, öğrencilerin akademik dil tabanı şekillendirilmeli, öğretmenlerin dil yeterliliği ise uluslararası sertifikalarla onaylanmalıdır. Eğer üniversitelerimiz küresel akademik ortama çıkmak, uluslararası sıralamalarda yükselmek, sanayi devleriyle ortak laboratuvarlar, startup projeleri ve ikili diploma programları oluşturmak istiyorsa, yabancı dil meselesine sadece bir ders gibi değil, stratejik bir gelişim aracı gibi yaklaşmalıdır.”