Azedu.az

Bilgi her zaman bir avantaj değilmiş - bilim insanlarından ilginç açıklama

Araştırma

23 Mayıs 2026, 15:45
Bilgi her zaman bir avantaj değilmiş - bilim insanlarından ilginç açıklama

İnsanlar genellikle “bilgi güçtür” derler. Ama bazen bilgi, onu taşıyan insan için bir yüke, hatta bir lanete dönüşebilir. Bilginin lanete dönüşüp dönüşmemesi ise insanın bu bilgiyle nasıl davrandığına bağlıdır. Çünkü bir gerçeği bilmek ile onu başkasına doğru bir şekilde açıklayabilmek arasında her zaman ince bir sınır vardır.

AzEdu.az yabancı medyaya atıfta bulunarak haber veriyor ki, “bilginin laneti” veya “uzman laneti” – belirli bir alanda derin bilgiye sahip olan insanların, başkalarının da aynı seviyede bildiğini zannetmesi sonucunda ortaya çıkan bilişsel bir önyargıdır. Bu durum özellikle yeni öğrenen insanların ne kadar zaman ve zorlukla öğrendiğini doğru bir şekilde değerlendirememesine neden olur.

Örneğin, deneyimli bir mühendis stajyerin basit teknik bir kavramı neden anlamadığına şaşırabilir. Aynı şekilde, bir matematikçi başkasının kolay görünen bir denklemi çözememesine şaşırır. Çünkü bu bilgiler zamanla onlar için o kadar doğal ve otomatik hale gelir ki, öğrenme sürecinin zorluğunu unutmaya başlarlar.

İnsanlar genellikle en çok kullandıkları dil seviyesinde konuşurlar. Örneğin, araştırmacılar daha çok diğer araştırmacılarla iletişim kurar. Akademik konferansların amacı da budur. Ama aynı konuşma tarzı farklı bir dinleyici kitlesinde sorun yaratabilir.

Bu özellikle eğitim alanında açıkça görülür. Öğretmen bilginin lanetine düşmemek için kendini öğrencinin yerine koymalıdır. Çünkü birinci sınıf öğrencisi ile dördüncü sınıf öğrencisinin bilgi seviyesi aynı değildir. Öğretmenin kullandığı dil, verdiği örnekler ve açıklama tarzı buna uygun olarak değişmelidir.

Üstelik, öğretmen deneyim kazandıkça onunla öğrenciler arasındaki zihinsel mesafe daha da büyür. Çünkü öğretmen daha da uzmanlaşır, öğrenci ise başlangıç seviyesinde kalır. Bu da bilginin lanetini güçlendirir.

1975 yılında Amerikalı psikolog Baruch Fischhoff “sonradan öğrenme önyargısı” (hindsight bias) adı verilen olayı araştırmaya başladı. Bu, insanların bir olayın sonucunu bildikten sonra onu önceden de tahmin edilebilir olarak görme eğilimidir. Bu araştırmalar sonradan “bilginin laneti” kavramının temelini attı.

“Bilginin laneti” terimini ise ilk defa 1989 yılında ekonomistler Colin Camerer, George Loewenstein ve Martin Weber kullandılar. Onlar insanların kendi bildiklerini başkalarının da bildiğini zannetme eğilimini ekonomik kararlar üzerinde araştırdılar.

1990 yılında Stanford Üniversitesi’nde psikoloji yüksek lisans öğrencisi Elizabeth Newton meşhur bir deney yaptı. O, katılımcıları iki gruba böldü: “vurucular” ve “tahmin edenler”. Vurucular şarkıları sadece parmaklarıyla ritim vurarak ifade etmeliydiler. Tahmin edenler ise hangi şarkı olduğunu bulmalıydılar.

Deneyden önce vurucular tahmin edenlerin yaklaşık %50 başarı kazanacağını düşündüler. Ama gerçek sonuç sadece %2,5 oldu.

Bunun sebebi açıktır: vurucular şarkıyı kendi zihinlerinde duyuyorlardı, bu yüzden ritim onlara çok açık geliyordu. Ama dinleyiciler sadece rastgele ritim sesleri duyuyorlardı. Vurucular başkalarının bu bilgiyi bilmediğini hayal etmekte zorluk çekiyorlardı. Bu ise bilginin lanetinin açık bir örneğidir.

Bilginin laneti özellikle pazarlama ve iletişim alanlarında sıkça görülür. Bir girişimci ürününü tanıtırken onu çok teknik ve karmaşık bir şekilde açıklayabilir. Ama dinleyici kitlesi bu bilgilere sahip değilse, mesaj etkili olmaz.

Bilim ve eğitimin amacı bilgiyi paylaşmak ve anlaşılır kılmaktır. Ancak uzmanlar kendi bildiklerini başkalarının da kolayca anlayacağını düşündüklerinde, bu avantaj iletişim engeline dönüşür.

Bu etkiyi azaltmanın yolu basittir: bilgiyi karşı tarafın seviyesine uygun bir şekilde açıklamak. Basit sözler, açık örnekler ve anlaşılır dil kullanıldığında iletişim güçlenir ve bilginin laneti zayıflar.

Prezidentdən TƏCİLİ TAPŞIRIQ - Bu problem həll edilməlidir!
Son HaberlerDaha fazla