DİM Yönetim Kurulu Başkanı Meleyke Abbaszade, adayların uzmanlık grubunu değiştirme imkanı olsa da, bu fırsattan yararlananların sayısının çok az olduğunu belirtti.
Bu konu, mesleki rehberlik, öğrencilerin kendi potansiyellerini doğru değerlendirmesi ve okullarda yürütülen yönlendirme çalışmalarının etkinliği ile ilgili yeni tartışmalar yarattı.
Adayların büyük çoğunluğu neden uzmanlık grubunu değiştirmekten çekiniyor veya bu imkandan yararlanmıyor?
Konuyla ilgili AzEdu.az'a açıklama yapan Bilim ve Eğitim Bakanlığı bünyesindeki Kamu Konseyi üyesi Günay Ekberova, burada meselenin sadece uzmanlık grubunu değiştirme imkanının olup olmaması değil, öğrencinin kendini ne kadar tanıması ve karar verirken ne kadar destek görmesiyle ilgili olduğunu kaydetti:

“Azerbaycan'da adayların bazıları uzmanlık grubunu seçerken daha çok toplumun oluşturduğu “prestijli alan” anlayışına, ebeveyn yönlendirmesine veya arkadaş çevresinin etkisine dayanır. Sonradan seçtikleri yönün kendi gerçek ilgi ve yetenekleriyle tam olarak uyuşmadığını anlarlar, ancak artık değişiklik yapmaktan çekinirler. Çünkü bu değişiklik bazı durumlarda “başarısızlık” olarak kabul edilir. Oysa dünya pratiğinde yönü yeniden belirlemek çok normal bir gelişim aşaması sayılır.
Diğer yandan, öğrencilerde “vakit kaybederim”, “yeniden başlamak zor olur”, “ailem razı olmaz” gibi psikolojik bariyerler de olur. Özellikle sınav baskısı altında olan ergen için yön değiştirmek bazen risk gibi görünür. Oysa doğru yön seçilmediğinde sonradan üniversitede motivasyon kaybı, meslekten memnuniyetsizlik ve hatta kariyer değişiklikleri daha çok yaşanır. Bazen öğrenci matematikten yüksek sonuç gösterir, ama kendisi sosyal alanlara ilgi duyar, ya da tam tersi. Sadece puana göre karar verilir. Puan ise her zaman potansiyelin tam göstergesi olmaz.
Dünya pratiğinde, özellikle Finlandiya, Kanada ve Singapur gibi ülkelerde mesleki rehberlik işi sadece 11. sınıfta yapılmaz. Öğrencilerin ilgi, yetenek ve karakter özellikleri daha erken yaşlardan itibaren gözlemlenir. Okullarda kariyer danışmanları, psikologlar ve mentor öğretmenler birlikte çalışırlar. Öğrenci sadece “hangi grubu seçeyim?” sorusuna değil, “ben hangi ortamda daha başarılı ve mutlu olabilirim?” sorusuna cevap arar”.
Bizde de deneme sınavlarının sonuçları sadece puan karşılaştırması için değil, analitik şekilde kullanılmalıdır:
“Öğrenciye sadece “falan puan toplamışsın” demek yeterli değildir. Ona güçlü ve zayıf yönleri açıklanmalıdır. Örneğin, hangi tip sorularda daha başarılıdır, hangi yetenekleri ön plana çıkar, hangi alanlarda gelişim potansiyeli görünür ve benzeri. Bunun için okullarda psikolojik hizmetlerle akademik yönlendirme birbirinden ayrı değil, ilişkili şekilde çalışmalıdır.
Aynı zamanda velilerle çalışma da çok önemlidir. Çünkü bazen öğrenci değiştirmek ister, ama aile “bir kere seçmişsin, devam et” düşüncesiyle engel olur. Oysa doğru kararı geç de olsa vermek, yanlış yönde yıllarca devam etmekten daha faydalıdır. Eğitim sistemi öğrenciye korku değil, seçim kültürü kazandırmalıdır. Çünkü meslek seçimi sadece üniversite seçimi değil, insanın gelecekteki yaşam kalitesini etkileyen ciddi bir karardır”.