Son zamanlarda eğitim kurumlarında meydana gelen silahlı olaylar, toplumun güvenlik ve psikolojik sağlık konularına yeniden dikkat çekmesine neden olmuştur. Özellikle ilk olarak İdrak Lisesi'nde bir öğrencinin öğretmenini yaralaması, daha sonra ise Kuba şehrinde bir öğrencinin av tüfeğiyle kendini yaralaması gibi olaylar sadece bireysel bir trajedi değil, aynı zamanda aile, okul ve genel olarak sosyal çevre için ciddi bir uyarı sinyalidir.
Merak uyandırıcıdır ki, öğrencilerin ateşli silah kullanma vakalarının artması daha çok ebeveyn denetimsizliği ile mi ilişkilidir, yoksa sosyal medyanın, oyunların ve agresif ortamın etkisiyle ergenler arasında silah ve şiddete eğilimin artmasından mı kaynaklanmaktadır?
Azedu.az'a konuyla ilgili psikolog Ezgi Şahin açıklama yaptı.
O, çocukların sanal ortamda "vurmayı" tekrarladıkça, gerçek trajedi hissini kaybettiklerini; çünkü duygusal durumlarının artık bu duruma uyum sağladığını belirtti.
"Çocukların oynadığı oyunlar onların bilinçaltını ciddi şekilde etkiler. Düzenli olarak silahlı oyunlar oynamak ve sanal ortamda birini "vurmak" çocuklar için gerçek trajedi hissini kaybettirir. Çünkü bu hareketleri günlük oyun faaliyetlerinde tekrarladıkça, duygusal durumları bu duruma uyum sağlar. Sonuç olarak, şiddet olayları onlar için sıra dışı bir olay gibi görünmez. Bu nedenle yetişkinler çocukların oyun seçimine dikkat etmelidirler. Eğer ergen sürekli olarak saldırganlık, cinayet ve silahlı çatışma içeren oyunlara zaman ayırıyorsa, bu tür durumlara karşı duygusal bir tarafsızlık sergiler ve bu davranışı gerçek hayatına adapte eder".
Son bir yılda artan intihar ve saldırganlık vakalarının temelinde ebeveynlerin çocuklarına yeterince manevi zaman ayırmaması yatmaktadır:
"Günümüzde ebeveynlerin her ikisinin de çalışması ve ailenin hem maddi hem de manevi ihtiyaçlarını karşılamak için yoğun hayat ritmine adapte olmaya çalışmaları temel gerçekliklerden biridir. Ancak maddi güvence yüksek olsa bile, ebeveynlerin ergenlere manevi açıdan yeterince zaman ayırmadıkları gözlemlenmektedir. İşte bu manevi boşluk, son bir yıl içinde ergenler arasında intihar vakalarının, intihar girişimlerinin ve çevresindekilere karşı agresif davranışların keskin bir şekilde artmasına neden olan temel faktörlerden biridir.
Kanaatimce, artık okullara giriş sırasında bu konuya ciddi dikkat gösterilmelidir. Güvenlik amacıyla öğrencilerin çantalarının belirli bir süre boyunca kontrol edilmesi uygun olacaktır. Bununla birlikte, okul psikologlarının faaliyetleri güçlendirilmeli, öğrencilerin duygusal durumlarına düzenli kontrol sağlanmalıdır".
AzEdu.az konuyla ilgili psikolog Aytən Ələkbərova'dan da açıklama aldı.
O, okullarda gördüğümüz şiddet ve saldırganlık vakalarının aslında bir "SOS" sinyali olduğunu belirtti. Bu, çocukların dikkate, doğru yönlendirmeye ve duygusal desteğe ihtiyacının bir göstergesidir:
"Son yıllarda okullarda meydana gelen silahlı olaylar, zorbalık vakaları, hatta kızlar arasında yaşanan şiddet içeren ve aşağılayıcı davranışlar ciddi endişe yaratmaktadır. Bu olaylar tesadüfi değildir ve arkasında daha derin sebepler yatmaktadır.
Biz sık sık geçmişle kıyaslama yaparız. Deriz ki, “geçmişle yaşamak istemiyoruz”, ama aynı zamanda geçmişi bir bahane haline getiririz. “Biz psikologla büyümedik ki, çocuklarımız psikologla büyüsün” diye düşünürüz. Oysa mesele psikologla büyümekte değil, sağlıklı düşünce ve duygusal gelişim ortamında büyümektedir. Evet, biz okula gidiyorduk, ebeveyn terbiyesi alıyorduk, öğretmenlerimizden öğreniyorduk, bireysel sohbetler ediyorduk. Bizi şekillendiren temel faktörler düşünmek, soru sormak ve cevap aramaktı. Toplumda seçkin, düşünen ve düşündüren insan olmamızın sebebi de işte buydu.
Bir insanı tanımak için onun cevabına değil, sorduğu sorunun mahiyetine bakmak gerekir. Çünkü soru düşüncenin ürünüdür. Gelişen beyin önce soruyu kendi içinde analiz eder, sonra onu ifade eder. Soru sorma becerisi eleştirel düşüncenin göstergesidir. Bugün ise biz farkına varmadan çocukların bu becerisini zayıflatıyoruz. Bilginin aşırı çokluğu, sosyal medya etkisi, yapay zeka ile oluşturulan içerikler, hatta müziğin bile otomatikleştirilmesi - gençleri pasif tüketiciye dönüştürüyor. Bilgi bolluğu bilgi stresine dönüşüyor.
Sonuç olarak ise okullarda gördüğümüz şiddet ve saldırganlık vakaları aslında bir “SOS” sinyalidir. Bu, çocukların dikkate, doğru yönlendirmeye ve duygusal desteğe ihtiyacının bir göstergesidir. Sorunu geçmişle kıyaslayarak değil, bugünün gerçekliğini anlayarak ve sorumlu bir yaklaşımla çözebiliriz".
Okul psikoloğu olmak formal göstergeyle sınırlı kalmamalıdır. Sadece belirli bir puan toplayıp görev almak yeterli değildir. Psikolog sürekli gelişmeli, pratik bilgi ve becerilerini artırmalı, gerçek psikolojik çalışma yapmayı başarmalıdır:
"Bu açıdan okullarda hem bireysel hem de grup şeklinde psikoterapi ve psikolojik bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır. Amaç, çocukların idrakının, bilincinin ve bilinçaltı süreçlerinin sağlıklı bir şekilde gelişimine destek olmaktır. Çünkü bugün toplumda herkes “bilinç” kavramından bahsetse de, ne yazık ki onun mahiyetini derinden bilmeyen uzmanlar da vardır. Bu ise çocukların doğru yönde şekillenmesine engel olabilir.
Okul psikoloğu olmak formal göstergeyle sınırlı kalmamalıdır. Sadece belirli bir puan toplayıp görev almak yeterli değildir. Psikolog sürekli gelişmeli, pratik bilgi ve becerilerini artırmalı, gerçek psikolojik çalışma yapmayı başarmalıdır. Aksi takdirde yapılan işlerin sonucu da zayıf olacaktır."
Bilgilendirme ve bilinçli yaklaşım çok erken yaşlardan başlamalıdır, hatta içtiğimiz suyun içeriğini bile çocuğumuza izah etmeliyiz:
"Çocuklarla yapılan sohbetler ise onların kendi sorularından başlamalıdır. Örneğin, ailede silah saklanıyorsa, çocuk bunu nasıl algılar? O, silahın amacını nasıl anlar? Ebeveyn evde silah saklıyorsa, bunun sebebini çocuğuna nasıl izah eder? Bu sorular bizi doğrudan ebeveynlerle çalışma yapmanın önemine getirip çıkarır.
Aslında her evde belirli anlamda “soğuk silah” sayılan eşyalar vardır – mutfak bıçağı, çatal, et doğramak için balta vb. Bu eşyaların kendisi tehlikeli değildir; onları tehlikeli kılan kullanım amacı ve durumudur. Çocuklar hangi aletin hangi amaçla kullanıldığını doğru idrak etmelidirler. İdrak problemi oluştuğunda ise riskli davranışların ortaya çıkma ihtimali artar.
Bu nedenle bilgilendirme ve bilinçli yaklaşım çok erken yaşlardan başlamalıdır. Hatta içtiğimiz suyun içeriğini bile çocuğumuza izah etmek, onun dünyayı anlama becerisini geliştirmek, düşünme alışkanlığını oluşturmak ve duygusal zekayı güçlendirmek önemlidir. Çocuğun zihnini küçük yaşlardan itibaren sağlıklı bir şekilde şekillendirebilirsek, gelecekte bu gibi ağır olayların önüne geçmek daha mümkün olur".