Son yıllarda birçok küresel şirket ve yerel işveren, adaylardan diplomayla birlikte doğrudan pratik deneyim ve gerçek iş becerileri talep etmeye başlamıştır. Hatta bazı alanlarda somut becerilerin diplomadan daha ön plana çıktığı, akademik belgelerin ise arka plana geçtiği açıkça gözlemlenmektedir.
Peki, hızla değişen bu yeni gerçeklikte üniversiteler güncelliğini nasıl korumalı ve öğrenciler "Kağıt üzerindeki bilgi"den gerçek yetkinliğe nasıl geçiş yapmalıdırlar?
AzEdu.az'a konuyla ilgili eğitim meseleleri uzmanı Qoşqar Məhərrəmov konuştu.
O, modern dönemde pratik becerilerin öneminin günden güne arttığını, diplomaların öneminin ise giderek azaldığını belirtti.

"Gün geçtikçe pratik becerilere olan talep artıyor. Her gün yeni yetkinlikler ortaya çıkıyor, yeni beceriler talep ediliyor, yeni araçlar keşfediliyor. Bu nedenle dünün diploması ve dünün yetkinliği bugün artık güncelliğini yitiriyor. Dün elde edilen bilgi bugün değersizleşiyor, çünkü o bilgiyi artık her yerde bulmak mümkün.
Eğer üniversiteler sadece bilgi aktarıyorsa, bu bilgilerin değeri giderek azalır. Çünkü bir şey ne kadar çok yayılmışsa, değeri de o kadar düşer. Genel olarak, tüm nesneler az oldukları kadar değerlidirler. Altın az olduğu için, pırlanta nadir olduğu için değerlidir. Diğer yandan, bir nesnenin değeri onun işe yararlılığı ile de ölçülür. Örneğin, petrol bu yüzden değerlidir ki, birçok alanda kullanılır ve ondan sayısız ürün hazırlanır.
Bu analojiyi insana uyguladığımızda görürüz ki, bir insanın bilgisi, eğitimi, becerisi ve yetkinliği ancak işe yaradığı takdirde değerlidir. Eğer bu bilgi ve beceriler bugünkü taleplere cevap vermiyorsa, gerçek bir değerleri olmaz. İşte bu yüzden modern dönemde pratik becerilerin önemi günden güne artıyor, diplomaların önemi ise giderek azalıyor. Yani bugün iş bulabilmek için temel şart beceri ve yetkinliktir, diploma ise birçok durumda artık temel şart sayılmıyor".
Üniversite diplomları bazen ne bir meslek kazandırır ne de verdiği belge gerçek bir değer yaratır:
"Devlet işi, eğitim, sağlık, hukuk gibi alanlarda hala diploma önemlidir ve önemini korur. Çünkü bunlar klasik alanlardır. Ancak mühendislik gibi teknik alanlarda diplomanın önceki kadar önemi yoktur. Bununla birlikte, görevde yükselmek açısından diplomalar hala rol oynar.
Örneğin, eğer konu sırf mühendislik faaliyetinden bahsediyorsa, bir insan bu beceriyi kendi de öğrenebilir. Ama işe kabul edilmek için belirli bir sertifikasyondan geçmelidir, yani resmi bir lisansı olmalıdır. Nasıl ki, belgesi olmadan mesleğin önemi olmaz. İnsan ne kadar becerikli olursa olsun, belgesi yoksa, bu durum er ya da geç onun karşısına bir engel olarak çıkar. Çünkü o becerilerini ispat etmeli, sınavlardan geçmeli, sertifikalar almalıdır.
Sorun şudur ki, üniversite diplomaları bazen ne bir meslek kazandırır ne de verdiği belge gerçek bir değer yaratır. Üniversite diploma, sertifika verir, ama bunun sonucunda öğrenciye mesleki beceri ve gerçek yetkinlik kazandırmaz. İşte bu yüzden insanlar üniversite eğitimine olan ilgilerini günden güne yitiriyorlar. Bu sadece üniversitelerin problemi değil, aynı zamanda dönemin getirdiği bir gerçekliktir. Üniversiteleri tek başına suçlamak doğru olmaz".
Eğer diplomanın arkasında gerçek bilgi, eğitim, yetkinlik ve beceri yoksa, onun önemi kalmaz:
"Dönem öyle bir aşamaya geldi ki, bilgi çok hızlı üretiliyor ve yeni bilgiler eski bilgileri kısa sürede değiştiriyor. Eski bilgiler arkaikleşiyor ve önemini yitiriyor. Bu durumda öğrenci bilmelidir ki, sadece üniversite diploması onu otomatik olarak işe götürmeyecek. Ben üniversite okumasın, diploma almasın demiyorum. Aksine, mutlaka okumalı ve diploma almalıdır. Çünkü o diploma birçok kapıyı açar. Ama sadece diplomanın yeterli olduğunu düşünmemelidir. Eğer diplomanın arkasında gerçek bilgi, eğitim, yetkinlik ve beceri yoksa, onun önemi kalmaz. Yani diploma da olsun, sertifika da olsun, ama onların temelinde mutlaka pratik bilgi ve beceriler bulunmalıdır.
Bazen kurum belge verir, ama bilgi ve beceri veremez. Bu durumda sorumluluk artık öğrencinin üzerine düşer. O, kendini eğitim yoluyla geliştirmeli, bilgi ve becerileri kendi kazanmalıdır. İşte bu yüzden üniversite modelleri değişmeye başladı. Bir yıllık, yarım yıllık, iki yıllık programlar, hızlı lisans programları, 29 aylık lisans programları teklif ediliyor. Bunun sebebi şudur ki, dört yıllık lisans eğitimi artık birçokları için uzun bir süre olarak kabul ediliyor. Örneğin, İngiltere'de lisans eğitimi 36 ayda tamamlanır ve mezun iş gücü piyasasına dahil olur. Böyle bir dönemde öğrencilerin üzerine çok büyük sorumluluk düşüyor. Onlar daima yeni bilgiler öğrenmeli, eski bilgileri yenilemelidirler. Aksi takdirde iş gücü piyasasından dışarıda kalma riskiyle karşı karşıya kalacaklardır".
Üniversite ile iş gücü piyasası arasında karşılıklı talep–arz ilişkisi oluşmalıdır. Üniversite pazarın gerçek ihtiyaçlarını görmeli, iş gücü piyasası ise kadroların hazırlanma sürecinde yer almalıdır:
"Geleneksel yükseköğretim sisteminin akademik temel oluşturma misyonu ile iş dünyasının talep ettiği esnek alışkanlıklar arasında denge bozulmuştur. İş dünyası çok hızlı değişiyor, üniversiteler ise bu değişikliklere uyum sağlamakta gecikiyor. Akademik bilgiler ve akademik temel artık iş gücü piyasasının talepleri karşısında yeterli olmuyor.
İşte bu yüzden üniversiteler mutlaka iş gücü piyasası ile sıkı bir ilişki içinde olmalıdır ki, pazarın gerçek ihtiyaçlarını görebilsinler. Aynı zamanda iş gücü piyasası da üniversitelerle yakın ilişkide olmalıdır ki, istediği kadroları önceden yönlendirebilsin, onların hazırlanma sürecinde yer alabilsin. Yani üniversite ile iş gücü piyasası arasında karşılıklı talep–arz ilişkisi oluşmalıdır.
Nihai ürün öğrencidir, hizmeti sunan ise üniversitedir. Üniversite üniversite olarak kalmak, öğrenci çekmek ve rekabette geri kalmamak istiyorsa, pazarın ihtiyaç duyduğu eğitim hizmetlerini öğrencilerine sunmalıdır. Aynı zamanda öğrenciler de pazarın talep ettiği bilgileri, eğitimi, yetkinlik ve becerileri elde etmeye çalışmalıdırlar. Ama burada öncü rol yine de üniversitenin üzerine düşer. Çünkü öğrenci çoğu zaman bu yaşta iş gücü piyasasının gerçek taleplerini tam olarak idrak edemez. Üniversite ise bu boşluğu görmeli, sorumluluğu üzerine almalıdır.
Eğer üniversite giriş kapısını geniş, çıkış kapısını ise dar tutarsa, yani herkesi kabul edip kaliteli eğitimle mezun ederse, kurum ve şirketlerle gerçek işbirliği kurarak öğrencinin ihtiyaç duyacağı yetkinlikleri ona kazandırırsa, sanırım bu modelde herkes kazanır. Hem üniversite, hem öğrenci, hem de iş gücü piyasası. Sonuç olarak toplum daha refahlı, daha sürdürülebilir ve maddi açıdan daha güçlü olur".