Dün DİM tarafından açıklandı ki, 2027 yılından itibaren tam (11 yıllık) ortaöğretim seviyesinde eğitim alanların mezuniyet sınavında yazma becerisinin kontrolü, verilen konu veya soruya dayanarak en az 100 kelime hacminde, bir paragraftan oluşan yazı yazılmasını talep eden model üzerinden değerlendirilecektir.
Peki, öğretmenler bu yeniliğe hazır mı?
AzEdu.az'a konuyla ilgili Bilim ve Eğitim Bakanlığı bünyesindeki Kamu Şurası'nın sekreteri İngilizce öğretmeni Günay Akberova konuştu.
O, sınav modeli değişiyorsa, ders yaklaşımının da değişmesi gerektiğini belirtti:
"Son günlerde Devlet Sınav Merkezi'nin yabancı diller mezuniyet sınavlarıyla ilgili sunduğu yeni model etrafında ciddi tartışmalar yaşanıyor. Açıkça söylemek gerekir ki, bu yenilik beklenmedik değil. Dünya tecrübesine baktığımızda, uzun yıllardır yabancı dillerin sadece test aracılığıyla değil, gerçek beceriler üzerinden değerlendirildiğini görüyoruz. Azerbaycan da tedricen bu yöne doğru adımlar atıyor.
Yeni sınav modelinde dinleme, okuma ve yazma becerilerinin ayrı ayrı ölçülmesi, özellikle yazma görevinde öğrencilerden en az 100 kelimelik yapılandırılmış bir fikir yazısının talep edilmesi, yabancı dilin “sınav konusu” olmaktan çıkıp gerçek bir iletişim aracına dönüşmesi açısından önemli bir değişikliktir. Bu yaklaşım, uluslararası dil sınavlarının - IELTS, TOEFL, Cambridge assessment modellerinin temel felsefesiyle örtüşmektedir. Orada da temel soru “öğrenci kuralı biliyor mu?” değil, “öğrenci fikrini ifade edebiliyor mu?” olmaktadır.
Ancak burada bir konuyu açıkça belirtmeliyiz: sınav modeli değişiyorsa, ders yaklaşımı da değişmelidir. Aksi takdirde, öğretmen aynı yöntemle ders verip farklı bir sonuç bekleyecekse, bu ne öğrenciye ne de öğretmene fayda sağlayacaktır".
Öğrenci konuşmayı başaramıyorsa, yazmak da zor olacaktır:
"Yazma görevi artık ezberlenmiş cümlelerden ibaret değil. Öğrenci konuya ilişkin görüş bildirmeli, argüman sunmalı, karşı tarafın konumunu dikkate almalı ve sonuç çıkarmalıdır. Bu ise düşünme becerisi gerektirir.
Öğretmenler için temel soru şimdi “bu sınava nasıl hazırlayalım?” olmalıdır. Öncelikle yazma, derste ayrı ve sistemli bir şekilde öğretilmelidir. Öğrencilere sadece konu vermek yeterli değildir. Onlara fikir planlamayı, konuyu giriş–gelişme–sonuç sırasına göre kurmayı, sebep ve örnek göstermeyi adım adım öğretmek gerekir. Dünya tecrübesinde yazma dersleri tam da bu şekilde yürütülür: önce fikir oluşur, sonra dil gelir.
İkinci önemli mesele, sınıfta sözlü tartışmaların artırılmasıdır. Öğrenci konuşmayı başaramıyorsa, yazmak da zor olacaktır. Derste basit “agree / disagree” (katılıyorum / katılmıyorum) tipi tartışmalar, çiftlerle fikir alışverişi, kısa sözlü argümanlar yazıya geçişi oldukça kolaylaştırır. Yazı sınavda tek başına oluşmaz, o, sınıftaki iletişimin sonucudur.
Üçüncü olarak, öğretmenler değerlendirme yaklaşımını da değiştirmelidir. Yazıyı sadece dilbilgisi hataları üzerinden kontrol etmek artık yeterli değildir. Fikrin açıklığı, mantıksal sıralama, konuya uygunluk ve bağlayıcı kelimelerin kullanımı temel kriterlere dönüşür. Bu da öğretmenden daha fazla gözlem ve yansıtma gerektirir".
Bu değişiklikler öğretmen için ek bir yük gibi görünebilir:
"Ancak uzun vadeli perspektifte bu yaklaşım hem öğrencinin gerçek dil becerisini geliştirir hem de öğretmenin dersini daha anlamlı kılar. Yabancı dil sadece testten geçmek için değil, fikrini ifade etmek için öğretildiğinde, dersin değeri artar.
Yeni sınav modeli bize bir mesaj veriyor: artık öğrenciyi ezbere değil, düşünmeye hazırlamalıyız. Bu süreç bir günde gerçekleşmeyecek, ancak aşamalı uygulama, pilot sınavlar ve ders kitaplarının uyarlanması doğru yönde atılmış adımlardır. Temel mesele, öğretmenin bu değişikliği korkuyla değil, bir gelişim fırsatı olarak görmesidir.
Bu yenilikleri doğru okursak, amacın öğrenciyi zor duruma sokmak değil, onu gerçek hayatta dili kullanabilen bir birey olarak yetiştirmek olduğunu anlarız. Ve bu yolda öğretmenin rolü belirleyicidir".