Küreselleşen dünyada bilgi ve tecrübenin sınır tanımadığı bir dönemde, Azerbaycan devleti gençlerin yurt dışında eğitim almasına özel önem vermektedir.
Devlet programları çerçevesinde dünyanın önde gelen üniversitelerinde eğitim alan gençlerimiz, bugün kazandıkları bilgi ve becerileri Vatana getirerek çeşitli alanlarda başarıyla faaliyet göstermektedirler.
Onlar hem profesyonel kadro olarak ülkenin gelişimine katkıda bulunmakta, hem de uluslararası tecrübe ile yerel gerçeklikler arasında köprü rolünü oynamaktadırlar.
AzEdu.az bu vesileyle, devlet programı çerçevesinde yurt dışında eğitim alarak ülkemize dönen ve şu anda burada faaliyet gösteren gençlerimizin katettiği yol, edindikleri tecrübe ve geleceğe bakış açılarıyla ilgili bir dizi röportaj sunmaktadır.
İlk röportaj konuğumuz Çalışma ve Halkın Sosyal Korunması Bakanlığı'nda (ƏƏSMN) devlet memuru olarak görev yapan Nicat Qurbanov'dur.
O, lisans eğitimini devlet programı çerçevesinde yurt dışında almıştır.
Röportajı sunuyoruz:
Nicat Bey, öncelikle sizi biraz daha yakından tanıyalım. Eğitim ve meslek hayatınız nasıl başladı?
- Ben lisans eğitimimden itibaren yurt dışında okudum. Lisans eğitimimi işletme yönetimi ve ekonomi uzmanlığı üzerine İtalya devlet bursuyla Roma'da bulunan Tor Vergata Üniversitesi'nde, İngilizce olarak aldım. Eğitim aldığım süre boyunca üniversite bünyesinde düzenlenen kurslar aracılığıyla İtalyanca'yı da tam olarak öğrendim.
Lisans döneminde akademik başarılarım yüksek olduğu için ikinci sınıfta bir dönem süresince İspanya'da, Zaragoza Üniversitesi'nde değişim programına katıldım. Aynı zamanda, lisans eğitimimin son yılında İtalya'da bulunan "Big 4" şirketlerinden biri olan KPMG'de muhasebeci olarak çalışma imkanım oldu. Bu tecrübe benim için teorik bilgilerin pratikte nasıl uygulandığını görmek açısından çok önemliydi.
Daha sonra yüksek lisans eğitimimi Roma'da bulunan LUISS Üniversitesi'nde kurumsal finans uzmanlığı üzerine sürdürdüm. Burada hem İtalya devlet bursu, hem de Azerbaycan devlet bursu kazandım, aynı zamanda üniversitenin sunduğu GIIMED bursunu alan dört öğrenciden biri oldum.
Yüksek lisansın ilk yılında Roma'da bulunan, Japonya'nın büyük ilaç şirketlerinden biri olan Takeda'da finansal planlama ve analitik uzmanı olarak çalıştım. Yüksek sonuçlarım nedeniyle bir sonraki aşamada Fransa'da, PSL-Paris Dauphine Üniversitesi'nde kantitatif finans üzerine bir dönemlik değişim programına katıldım.
Eğitimimi 2024 yılının Ekim ayında tamamladım. Belgeleme işlemlerini bitirdikten sonra yıl sonuna doğru Azerbaycan'a döndüm ve şu anda yaklaşık bir yıldır Çalışma ve Halkın Sosyal Korunması Bakanlığı'nda devlet memuru olarak görev yapmaktayım.
- Sizce, modern dönemde başarılı bir uzman olmak için yüksek öğrenimden başka hangi beceriler önemlidir ve bu beceriler öğrencilik yıllarında nasıl geliştirilebilir?
- Sanırım sadece diploma yeterli değil. Bu nedenle eğitim süresince hem dil bilgilerimi hem de teknik becerilerimi geliştirmeye çalıştım. İngilizce ve İtalyanca'ya ek olarak, belirli bir seviyede Almanca bilgim olduğu için lisans döneminde iki ay boyunca Almanca öğretmeninin asistanı olarak gönüllü faaliyet gösterdim.
Teknik açıdan ise Python gibi programlama dillerini öğrendim. Özellikle finans ve analitik alanında bu becerilerin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.
- Devlet programına başvurma kararını nasıl verdiniz? Bu seçimde sizi yönlendiren temel motivasyonlar nelerdi?
- Devlet programı gençler için gerçekten de eşsiz bir fırsattır. Çünkü bu program aracılığıyla dünyanın en prestijli üniversitelerinde tam bursla eğitim almak mümkündür. Genellikle bu üniversitelerde burs kazanmak oldukça zor olur.
İlginç nokta şudur ki, devlet programı ilan edildiğinde ben zaten yurt dışında eğitim alıyordum. Yani benim için temel motivasyon maddi bir mesele değildi. Daha çok programın sunduğu diğer avantajlar dikkatimi çekiyordu. Bunlardan biri, devlet bursiyerlerinin devlet memurluğuna sınavsız kabul edilme imkanının olmasıdır. Bu, benim için oldukça ciddi ve cazip bir avantajdı.
Diğer yandan, devlet programı çok güçlü bir "networking" ortamı yaratmaktadır. Yıl boyunca çeşitli toplantılar ve etkinlikler düzenlenmekte, hem önceki program mezunları hem de şu anda eğitim alan gençlerle ilişkiler kurma imkanı doğmaktadır. Bu ise hem deneyim paylaşımı hem de gelecekteki kariyer açısından oldukça değerlidir..
- Uzmanlık seçiminizde finansı tercih etmenizin ve eğitiminizi özellikle İtalya'da sürdürmenizin temel nedenleri nelerdi?
- Lisans eğitimimde işletme ve ekonomi alanında geniş spektrumlu dersler almıştım. Bu ise bana zamanla hangi alana daha çok ilgim olduğunu daha net belirleme imkanı verdi. İlgim daha çok analitik ve kantitatif alanlara yöneldiği için finans uzmanlığını seçtim.
LUISS Üniversitesi'ni seçmemin temel nedeni, hem İtalya içinde hem de Avrupa'da yüksek bir itibara sahip olmasıdır. Üniversitenin temeli tanınmış İtalyan siyasetçi Guido Carli tarafından atılmış olup, mezunları şu anda İtalya'da hem devlet hem de özel sektörde yüksek görevlerde çalışmaktadırlar. Üniversitenin devlet programı listesinde yer alması ise bu seçimi benim için daha da kolaylaştırdı.
- Yurt dışında eğitim aldığınız ülkelerle Azerbaycan eğitim sistemi arasında, sizin gözlemlerinize göre, hangi temel ve ciddi farklılıklar bulunmaktadır?
- En büyük farklılıklardan biri derse devamlılık meselesidir. Azerbaycan'da "devamsızlık" kavramı çok ön plandadır. Avrupa'da ise bu kavram neredeyse yoktur. Orada şöyle kabul edilir ki, öğrenci derse gelmek istiyorsa gelecek, istemiyorsa bunun sorumluluğunu kendisi taşıyacaktır.
Diğer ciddi fark öğretmen-öğrenci ilişkileriyle ilgilidir. Yurt dışında dersler daha interaktif bir şekilde işlenir ve öğretmenler öğrencilere oldukça açıktır. Onların özel "office hour"ları olur ve öğrenciler ders dışı zamanlarda da rahatlıkla öğretmenlerle görüşebilir, sorular sorabilir, hatta kariyerle ilgili tavsiyeler alabilirler. Azerbaycan'da ise bu ilişkiler biraz daha resmi ve mesafeli bir karakter taşır.
Üçüncü temel fark ise öğretimin pratik odaklı olmasıdır. Yurt dışında gerçek şirketlerin finansal raporlarını analiz ediyor, simülasyonlar yapıyor ve gerçek iş problemleri üzerinde çalışıyorduk. Bu yaklaşım ise mezun olduktan sonra iş hayatına adaptasyonu oldukça kolaylaştırmaktadır.
- Yurt dışında eğitim aldığınız süre boyunca sizi en çok şaşırtan ve farklı gelen ne oldu?
- En çok şaşırtan tam da pratik yaklaşım oldu. Ödevler soyut veya teorik seviyede değil, gerçek şirketlerin fiili verileri üzerinde kuruluyordu. Örneğin, bir şirketin birkaç yıllık finansal raporunu analiz edip geleceğe yönelik tahminler yapmak isteniyordu.
Diğer yandan, öğretmenlerin öğrencilere daima açık olması, onları dinlemesi ve yönlendirmesi çok motive ediciydi. Bence bu iki faktör - pratik öğretim ve öğretmen-öğrenci yakınlığı eğitimin kalitesini ciddi şekilde artırır.
- Eğitim aldığınız süre boyunca sizce en çok hangi becerileri kazandınız?
- Sanırım yurt dışında eğitim aldığım süre boyunca kazandığım en temel beceri iletişim becerisi oldu. Bu yıllar boyunca iki farklı ülkede, hem değişim programları çerçevesinde hem de ana eğitim süresince farklı milletlerden insanlarla doğrudan iletişimde bulundum. Özellikle İtalya'da okuduğum dönemde başka ülkelerden gelmiş öğrencilerle yakından tanışma imkanım oldu.
Bu iletişimler sayesinde farklı kültürleri tanıdım, onların ülkeleri, dünya görüşleri ve yaşam tarzları hakkında bilgiler edindim. Aynı zamanda kendi ülkemiz, kültürümüz, tarihimiz ve değerlerimiz hakkında onlara bilgi verme fırsatı kazandım. Sanırım tam da bu karşılıklı kültürel alışveriş benim iletişim becerilerimi oldukça geliştirdi.
Teknik ve akademik becerilere çok derinden girmek istemiyorum, çünkü bunlar eğitimin doğal bir parçasıdır: pratik bilgiler, projeler, yurt dışı iş tecrübesi vb. Ama özellikle vurgulamak istediğim başka bir nokta İtalyan dilini tam seviyede öğrenmemdir. Sanırım beni benzer eğitim geçmişi olan birçok insandan ayıran temel özellik tam da budur.
Azerbaycan ve İtalya arasında ekonomik ve siyasi ilişkilerin hızla geliştiğini göz önüne alırsak, İtalya'nın Azerbaycan'ın temel petrol ihracat ortaklarından biri olması da bu dili bilmenin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu açıdan, dil becerimin gelecekteki kariyerimde önemli bir rol oynayacağına inanıyorum.
Bunun yanı sıra, farklı ülkelerden dostluklar edindim ve bu ilişkiler bugün de devam ediyor. Birbirimizin ülkelerine gidip geliyoruz, iletişimde kalıyoruz. Bence bunlar da yurt dışında eğitimin sağladığı en değerli kazançlardır.
- Akademik ortamın dışında, kültürel ve sosyal açıdan sizi en çok etkileyen deneyimler neler oldu?

- Eğitimin dışında bakarsak, kültürel açıdan İtalyanların oldukça samimi ve misafirperver insanlar olduğunu gördüm. Açıkçası, bu özelliklerinden dolayı bize çok benzediklerini düşünüyorum. Tamamen aynı olmasak da, mentalite açısından yeterince yakın yönlerimiz var.
Özellikle İtalyanca'yı yeni öğrenmeye başladığım dönemlerde bu samimiyeti daha çok hissediyordum. Sokakta, mağazada, devlet kurumlarında konuşmaya çalıştığımda dilim tam iyi olmasa bile, insanlar bunu çok olumlu karşılıyordu. "Çok iyi konuşuyorsun", "Bu dili nasıl öğrendin?" gibi sözler motivasyonumu oldukça artırıyordu. Bu, insanı sıkmayan, aksine teşvik eden bir yaklaşımdır.
Benzer bir ilişkiyi İspanya'da da gözlemledim. İspanyollar da oldukça açık, cana yakın ve yardım etmeye meyilli insanlardır. Dil bilmesen bile, seninle iletişim kurmaya çalışırlar ve bu da adaptasyonu çok kolaylaştırır. Sanırım bu özellikler o toplumları belirli bir anlamda bizden farklılaştırmaktadır.
Bunun yanı sıra, yurt dışında bulunduğum süre boyunca ülkemiz adına çeşitli etkinliklere katıldım. İster büyükelçiliğin düzenlediği, isterse de resmi ve kültürel etkinliklerde. Bu etkinliklerde yerel İtalyanlarla, öğrencilerle ve resmi temsilcilerle tanışma imkanım oldu ve her zaman Azerbaycan'ı, kültürümüzü ve değerlerimizi tanıtmaya çalıştım. Bu da benim için çok değerli bir deneyimdi.
- İtalya ve İspanya'da gözlemlediğiniz hangi yaklaşımları ve deneyimleri şu anda Azerbaycan'da uygulamaya çalışıyorsunuz?
- Bu soruya iki yönde cevap verilebilir. Pratik açıdan, yurt dışında hem üniversitede hem de iş ortamında öğrendiğim yaklaşımları şu anda çalıştığım iş yerinde uygulamaya çalışıyorum. İşe sorumlu yaklaşım, planlama ve ekiple işbirliği gibi prensipler buna dahildir.
Diğer yandan, sosyal ve insani ilişkiler açısından orada gördüğüm samimiyeti buradaki ilişkilerime de getirmeye çalışıyorum. Sadece iş içinde değil, iş dışında da insanlarla daha açık, rahat ve kompleksiz iletişim kurmaya çalışıyorum. Sanırım bu, dışarıdan da hissediliyor.
Bunun yanı sıra, yurt dışı eğitim deneyimimi paylaşmak benim için çok önemlidir. Gençlere ister devlet programları, isterse de diğer burs ve eğitim imkanları hakkında bilgi veriyor, kendi yaşadıklarımı paylaşıyor, hangi ülkenin hangi avantajları olduğunu, nerede nelere dikkat etmeleri gerektiğini açıklamaya çalışıyorum. Amacım şudur ki, başkaları da bu deneyimden faydalanabilsin.
- Vatana döndükten sonra adaptasyon süreci nasıl geçti? Herhangi bir zorlukla karşılaştınız mı?
- Doğrusunu söylemek gerekirse, adaptasyonla ilgili ciddi bir zorluk yaşamadım. Toplamda altı yıl Avrupa'da, özellikle de İtalya'da yaşamış olmama rağmen. Bunun temel sebebi şudur ki, o yıllar boyunca bayramlarda ve tatillerde düzenli olarak Azerbaycan'a dönüyordum. Ailemle ve arkadaşlarımla iletişimi hiç kesmemiştim.
Üstelik, karakter itibarıyla sanırım ben daha çok buraya uygun biriyim. Bu yüzden dönüş benim için zor olmadı, aksine, oldukça rahat geçti.
- Yurt dışında eğitim almaya karar verirken hangi hazırlıkları yaptınız ve geriye dönüp baktığınızda neyi farklı yapardınız?

- Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, ben ilk kez yurt dışına gittiğimde henüz 19 yaşındaydım ve tüm araştırma, başvuru süreçlerini neredeyse tek başıma yürütmüştüm. O zamanlar, açıkçası, gideceğim ülkenin yaşam standartları, iş piyasası, sosyal ortam gibi konular hakkında çok derinlemesine düşünmüyordum.
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu söyleyebilirim ki, kesinlikle bu konular önceden araştırılmalıdır. Sadece üniversite değil, ülkenin dili, günlük yaşam giderleri, öğrenciler için imkanlar ve gelecekte iş bulma perspektifi gibi faktörler de göz önünde bulundurulmalıdır. Yurt dışında eğitim sadece diploma değil, aynı zamanda hayat tecrübesidir. Bu yüzden bu karar ne kadar bilinçli verilirse, sonucu da o kadar başarılı olur.
- Yurt dışında eğitimin imkanları hakkında gençler genellikle ne kadar bilgili olurlar? Sizce, hangi noktalar gözden kaçırılır?
- Açıkçası, ben tüm bu detayları düşünmüyordum. Daha çok "üniversiteye kabul olayım, burs kazanayım, yurt dışında okuyayım" düşüncesi vardı. Aslında gençlerin büyük çoğunluğu da tam olarak bu kısma odaklanır.
Ama mesele sadece kabul olmak veya burs kazanmaktan ibaret değil. Burada bir de "buzdağının görünmeyen tarafı" var. Yaşam, kültür farklılıkları, akademik sistem, sosyal hayat, psikolojik adaptasyon vb. bunlar çoğu zaman araştırılmaz ve dikkatten kaçar.
Benim gençlere temel tavsiyem şudur ki, sadece internette okumakla yetinmesinler. Kesinlikle o deneyimi zaten yaşamış, o ülkede okumuş veya yaşamış insanlarla iletişim kursunlar, onların gerçek deneyimlerini dinlesinler. Çünkü kağıt üzerinde her şey çok güzel görünebilir, ama gerçeklik bazen tamamen farklı olur.
- Ama herkesin deneyimi de farklıdır, öyle değil mi?
- Tamamen doğrudur. Aynı ülke, aynı üniversite, hatta aynı fakülte hakkında bile biri çok olumlu, diğeri ise olumsuz konuşabilir. Bu, çok normaldir, çünkü insan faktörü var. Bazı şeyler ancak yaşandıktan sonra anlaşılır.
Bu yüzden ben derim ki, farklı fikirleri dinlesinler, ama nihai kararı verirken kendi amaçlarını, karakterlerini ve beklentilerini göz önünde bulundursunlar.
- Peki yurt dışına giden öğrencileri en çok hangi zorluklar bekliyor?
- Zorlukların olması kaçınılmazdır ve bu, tamamen normaldır. Ben kendim de ilk zamanlar belirli problemlerle karşılaşmıştım. Ortaokulda oldukça başarılı olmama ve iyi sonuçlarım olmasına rağmen.
Bu hem akademik hem de günlük hayatla ilgiliydi. Çünkü farklı bir eğitim sistemi, farklı yaklaşımlar ve farklı bir ortam var. İnsan ister istemez zorluk yaşar. Ama temel mesele şudur ki, bu zorluklardan korkmasınlar. Mücadele etsinler, sabırlı olsunlar ve kendi üzerlerinde çalışsınlar. Zamanla her şey yoluna girer.
- Yurt dışında okuyan gençler için davranış ve temsilcilik meselesi ne kadar önemlidir?

- Çok önemlidir. İnsan bunu bazen unutur, ama biz orada sadece kendimizi değil, Azerbaycan'ı da temsil ediyoruz.
Siz bir yabancıyla iletişimde olduğunuzda ve "Ben Azerbaycanlıyım" dediğinizde, eğer olumsuz bir davranış sergilerseniz, karşı taraf bunu ister istemez genelleştirir. Bu doğru değil, ama insan psikolojisi böyle işler.
Bu yüzden davranışımıza, yaşam tarzımıza ve iletişim kültürümüze maksimum dikkat etmeliyiz. Bu hem bizim kişisel imajımız hem de ülkemizin imajı için önemlidir.
- Yurt dışında eğitim sırasında dil meselesine nasıl yaklaştınız?
- Bence bu, çok kritik bir meseledir. Eğer gittiğiniz ülkenin dili İngilizce değilse, kesinlikle o dili öğrenmek gerekir.
İtalyan dilinde bir atasözü var: "Bir dil bilmek koridorda bir kapıyı açar, iki dil bilmek ise o koridordaki tüm kapıları". Bence bu söz her şeyi çok güzel açıklıyor.
O dili bilmek ister günlük hayatta, ister iş imkanlarında, ister sosyal çevrede size kesinlikle avantaj sağlar. Hatta gelecekte o ülkede kalmayacaksanız bile, o dil sizin için her zaman bir kazançtır.
- Bazen denir ki, asıl mesele diploma değil. Siz bu fikirle aynı fikirde misiniz?
- Yüzde yüz katılıyorum. Asıl mesele diploma değil, insanın kendini nasıl geliştirmesidir.
Üniversitede iki tip öğrenci olur: biri sadece sınavları geçmek ve diploma almak için okur, digeri ise bir şeyler öğrenmek, anlamak ve bunu pratikte uygulamak için. Ben kendim hiçbir zaman sırf not uğruna okumadım. Tabii ki yüksek sonuç almaya çalışıyordum, ama asıl amacım okuduğumu tam anlamaktı.
Her konuda kendi kendime düşünüyordum: "Bu pratikte nerede kullanılır?" ve "Gerçek hayatta bunun anlamı nedir?". Yani sadece teorik bilgiyle yetinmiyordum.
- Diploma uğruna okumanın sonucunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Açıkça söyleyeyim, diploma uğruna okumaktansa, hiç okumamak daha amaca uygundur. Çünkü yarın iş başvurusuna gittiğinizde, mülakatta her şey ortaya çıkar.
İnsan konuştuğunda onun seviyesi derhal hissedilir. Teknik sorulara gelince ise, diploma uğruna okumuş biri orada zorluk çekecektir. Sonra da diyecek: "Diplomam var, ama iş bulamıyorum".
Özellikle şimdiki dönemde, bilgi bu kadar erişilebilir olduğu halde, diplomanın tek başına büyük bir rolü kalmamıştır. Asıl olan bilgi, beceri ve düşünme tarzıdır.
- Siz 19 yaşınızdan itibaren 6 yıl boyunca farklı ülkelerde yaşadınız ve eğitim aldınız. Biraz da mutfak konusuna değinelim. Herhangi bir ülkenin mutfağı sizin için özellikle ilginç ve akılda kalıcı oldu mu?

- Gerçekten de ilginç bir konudur. Her ülkenin mutfağı kendine özgüdür, tıpkı bizim Azerbaycan mutfağı gibi. Farklı ülkelerde bulunmak insana sadece akademik değil, kültürel açıdan da çok şey kazandırır.
Bazı mutfaklar ilk bakışta yabancı gelir, bazıları ise zamanla sevilir. Ama nerede olursan ol, insan yine de kendi mutfağını, kendi lezzetlerini özler. Bu da çok doğaldır.
Açıkçası, en çok yaşadığım ülke İtalya olduğu için sohbete oradan başlamak isterdim. Bildiğiniz gibi, İtalyan mutfağı Avrupa'da en meşhur mutfaklardan biridir. Bunun sebebini de anlıyorum. Diğer Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında İtalyan mutfağı daha gelişmiş ve daha çok tanınır.
Genel olarak söylersem, İtalya'da mutfakla ilgili ciddi bir zorluk yaşamadım. Çünkü İtalyan mutfağının temelini unlu mamuller oluşturur: çeşitli makarna türleri, pizzalar vb. Bu açıdan bize çok da yabancı değil; Azerbaycan mutfağında da unlu mamuller yeterince geniş yer tutar.
Sadece bir fark vardı: bizde makarna genellikle tek çeşit hazırlanır, basit, etli formda. Ev ortamında çok çeşitli varyantlara rastlanmaz. İtalya'da ise makarna tamamen başka bir dünyadır: balıkla, çeşitli et türleriyle, ton balığıyla, deniz ürünleriyle ve çeşitli soslarla hazırlanır.
Hatta bir keresinde İtalyanca dersinde konu mutfaktı. Ben de şakayla dedim ki, "siz bugün makarnayı balıkla pişiriyorsunuz, yarın etle. Ama sonuçta yine makarna yiyorsunuz. Bu iki farklı yemek değil". Açıkçası, bu fikir İtalyanların pek hoşuna gitmedi, yüz ifadelerinden hissediliyordu.
Genel olarak ise İtalya'da makarna günlük bir yemektir, hatta "cibo dei poveri", yani "fakirlerin yemeği" olarak kabul edilir. Tarihi ise yoksulluk dönemlerine dayanır. Bu yüzden ben bu konuda bir gariplik hissetmedim ve uyum sağlamak zor olmadı.
- Peki İspanya? Orada mutfak nasıldı?
- İspanya'da da genel izlenimim olumlu oldu. Özellikle birkaç yemek benim için akılda kaldı. Örneğin, tortilla - basit içerikli patates ve yumurtadan hazırlanan, ama çok lezzetli bir yemektir.
Bir de empanada var, hamur işi yemeği gibi sunulur. Ben ton balıklı olanını yemiştim ve gerçekten de çok hoşuma gitmişti. Elbette, İspanya'nın en meşhur atıştırmalıklarından biri olan patatas bravas da belirtilmelidir. Aslında bu, bildiğimiz patates kızartmasıdır, sadece farklı bir yöntemle hazırlanır ve çeşitli soslarla sunulur. Tadı ise aslında muhteşemdir.
Genel olarak, İspanyol mutfağı benim için yeterince pozitif ve hoş bir deneyimdi. Hem lezzetli hem de kültürel açıdan ilginçti.
Fransa ile ilgili aynı sözleri söyleyemeyeceğim. Orada hem mutfak hem de genel izlenimler biraz farklıydı ve benim için o kadar da pozitif değildi.
Mutfak açısından esasen üniversite yemekhanesinde besleniyordum. Orada ördek eti, domuz eti gibi ürünler genişçe kullanılıyordu. Olabilir ki, birçok insan için bu normaldir, ama ben yemek konusunda biraz seçiciyim. Domuz etini ise hem dini açıdan hem de tadı ve görünüşüyle hiç sevmiyorum.
Fransa'da meşhur olan sandviçlerden biri var: baton ekmeğin içine sadece yağ koyarlar ve büyük bir zevkle yerler. Tadı kötü değil, ama o kadar da "efsanevi" değil. Kruvasan da çok övülür, ama bende özel bir izlenim yaratmadı.
Genel olarak düşünüyorum ki, Avrupa'da birçok şey çok basittir ve insanlar bu basitliğe büyük anlamlar yüklerler. Örneğin, Eyfel Kulesi'ni ilk kez gördüğümde çevre bana biraz garip geldi. Çamurlu yollar, basit parklar, insanlar sadece ışıklara bakıp oturuyorlar ve bundan zevk alıyorlar. Ben bu hissi tam olarak anlayamadım, ama farklı bir kültürün nasıl işlediğini görmek ilginçti.
Ne kadar farklı ülkelerde olsam da, bir şeyi rahatlıkla söyleyebilirim: Azerbaycan mutfağı ile hiçbiri kıyaslanamaz.
Hatta pizzadan bahsetsek bile, bana göre Papa John's pizzası İtalya'daki pizzalardan daha lezzetlidir. Bunu İtalyanlar duymasın (gülüyor). Ama bu, sırf tat meselesidir.
Öğrencilik döneminde aynı yemeği sık sık yemek normaldir. Ben oraya yemek uzmanı olarak gitmemiştim; asıl amacım eğitimdi ve sanırım bu amaca ulaştım.
- İlginçtir, yurt dışında eğitim aldığınız süre boyunca yalnız mıydınız?
- İlk yılımda yurt tipi bir yerde kalıyordum ve orada üç Azerbaycanlı öğrenciyle birlikte yaşıyordum. Açıkçası, bu çok büyük bir avantajdı.
Genel olarak, ben Fransa'da olduğumda anladım ki, asıl yalnız kalmak ne demektir. Çünkü İtalya ve İspanya'da hiçbir zaman tam yalnız kalmadım. Her zaman yanımda benim gibi yeni gelmiş Azerbaycanlı öğrenciler oldu. Belgeleme, üniversite kaydı, ev bulma, şehre uyum sağlama - tüm bu işleri birlikte yaptık.
Fransa'da ise havaalanına indiğim andan itibaren yalnız olduğumu hissettim. Birkaç yıldır yurt dışında yaşıyor olmama rağmen, o tam yalnızlığı ilk kez orada yaşadım. Bu, gerçekten de zordur.
Benim avantajım şuydu ki, önceden ailemden biraz uzakta yaşamıştım. Ailem Gence'deydi, ben ise son yıllar Bakü'de okumuştum. Ama yine de başka bir ülkede, tamamen yalnız olmak bambaşka bir histir.
- Bu deneyimden çıkardığınız en temel sonuç ne oldu?
- Sanırım yurt dışında eğitim sadece derse gidip gelmek değil. Bu, hayatın tüm sorumluluğunu kendi üzerine almaktır. Belgeler, yaşam, maddi konular, günlük hayat - her şey senin üzerindedir.
Bu yüzden yurt dışında yaşamak ve okumak çok güçlü bir psikoloji gerektirir. Bence bu birinci şarttır. Eğer insan psikolojik olarak hazır değilse, bu yola çıkmak çok zor olabilir.